Posted by ibrahim Demirel-www.binlom.com on December 2, 2011, 11:30:20 Link: http://www.binlom.com/dc/?p=4735
(Unesco 2009 raporu- Zazaca kaybolan diller arasındadır-Diller Atlası /Türkiye)
Özürden önce Dersim katliamını dile getirilen bu gerçeği de kabullenip bu dili korumak gerekir. İlk milli park olan Munzurları korumak gerekir.
Ve Dersim Kızılbaş Aleviliği inancını da bir kültür mirası olarak görmek gerekir. Yani beyaz donlu değil hakir gördüklerinizi, Kültür mirasını tanımlama içine görmeniz gerekir. .
İnsan, insanlık hep hareket halinde kendi neslini devam ettirme çabasındadır. Yarattığı maddi varlıklarını bir sonraki gelecek için basamak yapmışlardır. Fakat kapitalizm zihinlere bulaşmadan önce biz tabiri ile bizim oralar yada Anadolu bünyesinde bir çok uygarlık barındırmıştır. Biz Kürtler, Ermeniler, Araplar, Türkler v. s hepsinin birikimleri birbirlerini etkilemiştir. Mesala özenle yapılmış evlerden fark edilir. Ermenilerin taş işçiliğindeki ustalıklarının örnekleri bulunmaktadır. Fakat fiziki olarak yok edilen Ermenilerden başka biz Kürtlerde kimliksizleştirildik. Türk milliyetçiliği, Kürt kimliğini bir türlü tanımamış en doğal haklarından yoksun bırakılmıştı. Anadillerimiz terk ettirip, en doğal haklardan yoksun bırakılmıştık. Böylece hayatı kavramamız zorlaştırılmıştır.
Genelde Dersimlilerin acılarını anlatmakla yetindiğimiz için objektif olamıyor, subjektif tavırlarla bu acıların sömürüsüne düşüyoruz. İster Dersimde olsun ister. Dersim dışında olsun bir gerçeğin hakkını da vermek lazım, Bize has bir şey olsa gerek bir canlılığımız var. Baskıcılığın, , şovenizmin, tutuculuğun, bağnazlığın, devlet baskısına karşı direnen bir ışık olduğu da bir gerçektir. Fakat toplumun bunalımları, karşısında kitlelerin ezilmişliğinin istismar edilmesine daha fazla izin verilmemelidir. Tabii bu arada kültürel anlamda bir lümpenleşmenin de önüne geçmek lazım. Yukarıda anlattığım özelliklerimizin yaşam biçimlerini yansıtan kültür ile, yaşam biçimimize göre ürettiklerimiz ve yaratıklarımızdan oluşan sanatlarımızın da yeterli düzeyde değerlendirilmesi bilimsel yaklaşımın dışında olmaması lazım. Tabii bu tip sorgulamaları canımız acıdığında yapmayalım, ki Munzur üzerinde yapılan barajlar, Dersimliyi, yozlaştırmak, lümpenleştirmek, yok etmek için bu tür yöntemleri deniyorlar. Bir apollikleştirme süreci yaşatıyorlar. Olağan üstü hal kalkınca baskıyı azaltıp, sürgünü azaltıp başka bir yol deniyorlar oda kültüre yönelik hareketler, toplumsal dayanışmanın önünü kesip, kültürel anlamda lümpenleşmeye sürüklüyorlar ki bu çok tehlikeli, insanlar arasında bağları gevşetip birbirimize yabancılaştırıp sevgiyi yok etmeye çalışıyorlar . Asıl hedef gençlik, psikolojiye oynuyorlar. Bu yüzden dikkatli olmamız gereken nokta, insan olmanın onurunu bize bırakılan miras üzerinden de sorumluluğuna canımız acıdığında değil, faşizmin yarattığı sancıyı dışımızda da yarattığı sancıyı aklımızın ruhunda duyup, ve duygusal ruhumuzda da yaşayacağız sorumluluğunu. Dersimlinin kültürünün yaratığı akıl, geçmişten beri yaşamışlığımızdan doğan duygu doğamıza, Munzurumuza kast eden ben buna faşizm diyorum, varın siz küreselleşme deyin, akıl erdirebileceği ne de yaşayabileceği bir duygu değildir. Dedim ya bize has bir şey olsa gerek. Yapılmaya çalışılan şeyde aklımız ve duygularımızla kendileri gibi geri bırakılmışlığa itmektedir.
Bugün yeryüzünde binlerce halk yaşamaktadır. Yine tüm bu halkların birer yurdu vardır. Orada dillerini ve kültürlerini oluşturmuşlardır. Yurtsuz oluşmuş bir halkı tarih kaydetmemektedir. Diğer bir tanımlama yurtsuz bir halkın oluşması, bilime ve diyalektiğe aykırıdır. Yurt kişi için havaya, suya, toprağa kısacası Munzurlara benzer, havanın, suyun olmadığı yerde insan nasıl yaşayamazsa, yurdu olmayan halkında yaşaması mümkün değildir.
Dünyada her her ulusun kendi adını taşıyan bir yurdu vardır. Ve bu topraklarda Dersim adını taşır. Üzerinde ise Munzurlar vardır. Bu kültür binlerce öncesine dayanır. Çağdaşlık adına düşünen, ben insanım diyenin söylediklerimin aksini söylemesi imkansızdır.
Bu coğrafyayı bir rant ve apolikleştirme unsuru olarak görenler;şekilsiz bir dayanışmanın öncüleri;baraj istihdam deyip, zorla dersime ve Dersimliliğe sahiplenmeye çalışmaktalar. Bu amaçları doğrultusunda denemedikleri yol ve yöntem kalmamıştır. Tarihsel yalanlar, kaynaklardan saptırmalar daha neler neler
Köpeğini çoşturup kurda parçalatan sistem, halklarını doğrularla aydınlatmak yerine, cehalete itip yanlış cephelerde savaştırmaktadırlar. Önce faşistlerin uyguladıkları yöntemleri kullanarak evleri yakıp yıkıyorlar Dersimlilik gururu;bunca uygulamalardan habersiz gibi, Dersimin başındaki trajediyi kullanarak, kimi siyasi geleceğini sağlamlaştırma çabası içindedirler. Fakat şunu unutmamalıdırlar ki Dersim bu güne kadar varlığını sürdürmüştür. Kendilerini haklı çıkarmak için her gün saçma ve mesnedi olmayan teoriler üretmektedirler. Munzurlar üzerine oynanan oyunlar yapılan provakosyonlar, hırsları onlara insani değerleri ve dürüstlüğü unutturmuştur. Aslında Dersim ve Munzurdan çok onların yardıma ihtiyaçları vardır.
Devletin değiştirme, demokratikleştirme, gerçekleri açıkça dile getirme gibi açıklık politikası, uluslar arası münasebetleri de, Ovacıkta altın aramak, yerüstü ve yer altı kaynaklarının yabancılara kiralanması bu münasebetlerden doğan gizli hususları meydana çıkardı. Hiç yokmuş gibi olan problemlerin büyük bir kısmını alenileştirdiler. Umarsızca bir halkı yok sayıp geleceğine hem fiziki, hem ruhsal oynayıp yok oluş sürecini başlattılar. İlerde ortaya çıkıp, tahmin edilemeyen sonuçlar doğurabilecek bütün meselelerin bugün ortaya konup, geniş olarak tartışma konusu yapmak gerekir. Geç bile kaldık sayılır.
Gelenek, kişinin özgürleşme sürecine ket çekmek için şaklatılacak bir kültür gırbacı değildir. Gelenek öncelikle kültürden gelen kavramdır. Kültürde bilgiden türemedir. Bize insan olduğumuzu hissettirir. Tabi ki geleneksel kültürle, geleneğin tıpatıp aynı olduğunu söyleyemeyiz. Geleneksel kültür bilginin oluşturduğu bir olgudur. Gelenek ise süregelen değerler silsilesidir. Geleneğe sahip çıkma Bu Alevilik olur, Dersimlilk olur, geleneksel kültürün bütünüyle bilinmesi gerekmez. Gelenek kimi din merkezci tutum olarakta adlandırılabilir. Sitemizde son zamanlarda böyle bir hareketliilkte var. Bir toplumun kültürel kişiliği tarihsel, dilsel, ve psikolojik, (bu halkın dini inançlarının özeliklerinide kapsar) olmak üzere üç ana etkene bağlıdır. Bilginin, özgün yaratıcılığın karşısına, geleneğin içe kapanma ve soyutlanma biçiminde dinsel yorumlanışıyla halkın dini inançlarını çıkarırsak ürküntü kaçınılmazdır.
Yaşamı yakalayan sözler;Yaşamdan zevk almak insanın elindedir. yaşam döngüsünü devam ettirmenin, unutma sayesinde olduğu söylenir. Yaşamımızda bir şey ifade etmeyen kötü anları, kopuş anlarını, unutarak yok sayarak sonlandırırız. Unutma olmasaydı ilk acıyla insanın kendisini yok etmesi gerekirdi. Unutmak kötü olanın panzehiridir. Öte yandan tabiî ki öyle acılar var ki onları unutmak çağımızdaki durum tam da tahribat düzeyindedir. Bir 38 ardın sıra, Sivas Çorum v. b. bunları unutmak toplu bir belleksizliğe getirdi bizi.
Dikiz aynasından tanığıdır acının. Bir bakarsanız bizim tarihimiz acılı zaten, elbet siyaset ve aşklarımız da
Ama mecbur acılı. . Kuşatılmışlık, kısıtlanmışlık, ufuksuzluk
hayatın dışına bırakılmışlık. . Sanırım yaşamak denilince bizim coğrafyamıza sunulan yaşamak denilen şey bu. Keşke emek ve aşk seçenekleri çok olsaydı, başları dik bizimde kavgalarımız Şivanlarımız var diyebilselerdi. Hatta yeniden başlayabilme güçleri olsaydı. Çocuklarına güvenli yaşama lüksleri olaydı. Ne çare dışımızdaki kimi şeylerin bize dayatacaklarının kaçınılmazlığı gerçeği, Munzurun su kültünün yok olması gibi siyasetinde bir başka yansıması da var. Sosyal statüler, politik açılımlar ve yalnızlaşan insanlarımız, ne dersiniz?
Dil yaşamın ve yansıtılan insanlığın ibret alması ve bir daha böyle kıyımın yaşanmaması inancına dayalıdır. Asırlar değil sadece 68 yıl geçmiştir üzerinden
Vahşeti yapanların dinimizi, milliyetimizi, bir yana bırakarak artık bir dünya ana diliyle salt insan kimliğimizle lanetleyip halk halka ağlasın demişiz. Şiddetten, kıyımdan, cehennemi bir dünyadan uzak insanca yaşanabilecek bir dünya idi hayal edilenler. Halbuki katledilmek yetmiyormuş gibi, doğduğunda duyduğu ana dilinden uzaklaştırmak için T. C kimliği ile Türkçe düşünen ve ve konuşan bir ordu kurulmak için bölge okulları kurulmaya başlandı. Bilinçlenme ve kendi ana dilince düşünmeyi öğrenmenin önüne elimizi kolumuzu bağlamanın aklı ve belleği iğdiş etmenin en kolay yolu insanı doğduğunda duyduğu dilden men etmek değil midir?Duygudan yoksun bırakılmış bir akılcılığın şaheseri olan ideolojilerini masum gösterebilir mi?
Onlar süt kokusundan önce barut kokusu tanıyan çocuklardı. Buda yetmiyormuş gibi savaş ve vahşet artığı jenerasyonun örselenmiş kırık dikiz aynasında görülen. çocuklarıydılar. Şimdiye kadar yaşanmamış, denenmemiş bir düşünce, bir duygu geliştirilebilecek, bir resim, heykel, sanat, müzik, sinema, şiir, yazı, belgesel gerçi bunların hepsi bir sonuç nedenleri belge belgeseldir. Ve evvelce yapılanları, yapılacak olanı, algılayabilmek, unutup gitmek yerine, belleğimize kazıyabilmektir yapılanlar, söylenenler
Bellek böyledir işte, tıpkı gecenin içindeki pepuko kuşu gibi, söküp alır derinlerden acıları, anıları, öykülerimizi Munzur ırmağı gibi ta ötelere taşır, iç denizlere ulaşırken çoğalır sürgün öykülerimiz
Öylesine çok ki öykülerimiz Munzur ırmağı bile taşıyamaz, Dünya ana gibi devrimci bir yürek gerekir. Halkı halka ağlatan dil gerekir. .
Hüznün merkezinde yer alan dil, pepuko kelamı, zamanın içinde insanın, kendini, toplumu, dünya (ana)yı anlama çabasıdır
Sözlerinde şimdide yaşayan geçmişin buruk tadı, , rengi, kokusunu duyuruyor.

Responses 